28 Temmuz 2012 Cumartesi

Kadın - 2



Gelecek miydi?

. . . .Geldi.

Tam karşısındaydı.

Aradan geçen saatlerin verdiği rehavetle kendini "saldığı" koltuğun tam karşısında dikiliyordu.

Kadın afalladı.

Şaşırdı...

Yüzünde öyle bir ifade vardı ki;

Bir tiyatro elemesinde, "Şaşkınlık, tedirginlik, çekingenlik ve yorgunluğu bir potada karıştırıp bize göster." deseler, birincilik performansı olabilirdi yüzündeki ifade.

Öylesine hazırlıksız bakıyordu ki gözleri, bir cümle sarf etmesem, tüm gün öylece bakıp kalacak gibiydi.

. . . .

Kısa bir merhabaydı.

Hesabı çoktan ödemiş...

Belki de gelmeyeceğime kendini fazlaca inandırmasından ötürü, gitme hazırlığındaydı.

Kalktı, ufak valizine yöneldi.

Elinden aldım. Yüzünde şaşkın bir ifade belirdi. Bu şaşkınlığını tasvip etmemekle birlikte bulunduğu yerden çıkarken yol verişime karşılık gösterdiği ikinci şaşkınlık da eklenince, birşeyler söylemem zaruri oldu;

"Sapla samanı karıştırmayacaksın."

. . . .
  
"Efendi" soylu bir kişilik midir?

"Köle" aciz, değersiz ya da beceriksiz bir ucube midir gerçekten?

Günlük yaşantımız ile BDSM denilen ruh hali, birbiri ile ne derece harmanlanmalı?

Nasıl harmanlanmalı?

Neler kısıt olmalı? Ya da neler iç içe olmalı?..

Geçmiş yazılarımda çokça bahsettim bunlardan.

Ancak o an bilmesi gerekeni tek bir cümle ile açıklamam yeterli oldu.

Sapla samanı karıştırmamalıydı...

"Anladım" dedi. Başını öne eğdi ve yürümeye devam etti.

"Haz"zın ya da aidiyetin yaşamın içinde olmasından kastım da böyle birşeydi.

Bir ritüelde sunulan teslimiyet yerine, tamamiyle refleks bir "hak verme" durumundaki "ait" tavır, çok daha anlamlı benim için...

. . . .

Nereye gittiğini, neler olacağını bilmeden, yürüyordu.

Yol vermiş olmamdan ötürü bir yandan arkada kalmamaya çalışıyor, bir yandan ise nereye gideceğinden tamamiyle habersiz olduğundan şaşkınca adımlarımı izlemeye çalışıyordu.

Merdivenlere geldiğimizde önden çıkmasını söyledim; En üst kata...

Dairesel merdivenler hem dar, hem dik hem de uzundu.

Valiz bendeydi. Arkasındaydım. Tam arkasında...

Özellikle araya mesafe koymadan, tam ense hizasında ilerliyordum.

Acele etmesini söylemiyordum.

Ancak çabasını izlemek, beni bekletmemek için sarf ettiği gayreti görmek, bir yandan da uzun ve dik merdivenlerin takatini nasıl bitirdiğine şahit olmak, "film" başlamadan önce izlediğim keyifli bir fragman gibiydi ve ben bu "Kadın"ın sessiz çırpınışının tadını çıkarıyordum...



İçeri girdim ve koltuğa oturdum.

Ayaktaydı...

Oturmakla oturmamak arasında gidip geliyordu.

Bir işaret bekliyordu ve o işareti elimle oturacağı yeri göstererek verdim.

Usulca oturdu.

Anlık olarak gözlerime bakıyor, yeniden kafasını öne eğiyor, yeniden bakıyor ve eğiyor, sonsuz döngü içindeymişcesine tekrarlıyordu..

Uzun bir yolculuk yapmıştı. Üzerindekileri değiştirmesini ve "hazırlanmasını" söyledim.

Kalktı, ufak valizini aldı ve diğer odaya geçti.

Geri döndüğünde ayağında uzun topuklu ayakkabılar, üzerinde düz bir elbise vardı.

Oturması için aynı yeri  işaret ettim. Oturdu....

Kadın o andan itibaren, o evden dışarı çıkıncaya kadar kendini bana adadı.

Yaşananları, benim O'na yaptıklarımı, O'nun benim için yaptıklarını, bedeninden nasıl haz aldığımı ya da benzerlerini bir bütün olarak  hikayeleştirmek bu blogda yapmadığım ve yapmayı düşünmediğim birşey.

Bütün yazılarım bir duygu halinin betimlemesi şeklinde idi ve bundan sonra da öyle olacak.

Gücünün son zerresindeki bir bedenin, bitkin gözlerle beni saatlerce bekleyişi ve akabinde tüm "gün"ünü bana teslimiyeti ile geçirişindeki haz, gün içinde yaşanan eylemlerin toplamından aldığım hazdan çok daha üstün.

Benimle aynı düşüncede ve "his"te olanlarla paylaştığım bu blogda bundan sonra daha sık yazmaya çalışacağım.

Keyifli günler.

Kalem.

2 yorum:

  1. bu seriyi merakla bekliyorum

    YanıtlaSil
  2. keşke daha çok daha çok yazsanız..

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...