22 Ekim 2012 Pazartesi

Mum Önemli-2...

Ama ne olacaktı?...
Bilmiyordu...
Hareket eden vücuduna inat, mumlara kenetlenen gözleri, aslında mumlara bakmıyordu...
Gözünde bir "film" canlanıyordu ve "başrol oyuncusu" rolü hakkında hiçbir fikre sahip değildi..
Zaman ilerliyordu..
Dakikalar geçiyor, gece devam ediyor, zaman bir şekilde akıyordu.
Aynı zamanı bu denli farklı yaşamak...
Sanki, elinde bir şişe "keyif" vardı ve zaman ise sadece bir bardaktı...
Elindeki şişeden yudum yudum ikram ettiği bir keyif...
Şarapla keyif arasında bir bağlantı olmalı.
Evet evet...
Öyle olmalı. Zira zaman, ikisine de ayrı bir tad katıyor...
.  .  .  .
BDSM Denizi'nden çokça kez bahsettim.
İçinde yüzerken, aynı kıyılarda "bir başka yabancı"ya denk gelmenin zorluğundan da...
.  .  .  .
O, bana fazlaca yakın yüzüyordu.
Aslında ne istediğinin, ya da ne istemediğinin farkında değil.
Zaten asıl mesele de bu değil..
"Eğilim"i ne ise onu yaşayacaktı...
Ne seçeceğini bilmiyordu, ancak "zaman"ı geldiğinde, seçeceği şey zaten ruhunda mühürlüydü...
Bu "dominant ruhlar" için de, "edilgen ruhlar" için de böyledir.
İçinizde bir "siz" vardır ve ne düşünürseniz düşünün, tabularınız, etik ya da ahlak sınırlarınız ne kadar geniş/dar olursa olsun, BDSM denizinde yaşayacaklarınız ruhunuza mühürlenen "şey" ile sınırlı kalacaktır.
Gerisi? Sadece "Tecrübe"...
. . . .
Televizyonun karşısındaki geniş koltukta oturuyordu.
Aslında "oturuyor" dememeliyim...
Bacaklar birbirine bitişik, hatta birbirini sıkıştırırcasına yapışık, vücut bacaklara doğru eğilmiş -neredeyse cenin pozisyonunda- , eller birbirine kavuşuk halde diz kapaklarının üzerinde, parmaklar; hem el - hem ayak parmakları - birbiri ile savaşıyor..
Gözler halen sabit; odanın öbür ucundaki masanın üzerinde duran mumlarda...
.  .  .  .  
Odaya geldim ve yanına oturdum. Elimi omuzuna atıp, usulca başını omuzuma yasladım..
Mumlar konusuna bu kadar ilgili olduğundan, "önce" biraz laflamak istedim;
"Şu renkli mumlar, nasıl renklendiriliyorlar? Kimyasal mı?"
Bir anda bakışlarını toparlayıp bana döndü...
Yemek esnasında, gözlerini bir "an" için bile benden ayırmak istemeyen "kadın", o ana kadar gözlerine ışık tutulmuş bir bıldırcın gibi mumlara kenetliydi..
"Aslında değişiyor. Doğal olanların içine doğal renklendiriciler koyabiliyorlar. Ancak fabrikasyon ürünlerin hemen hepsi kimyasal renklendiriciler kullanıyor." dedi.
- Hmmm... Bendekiler kimyasal mı acaba...
-- (Başını ani bir hareketle kaldırıp, gözlerini benden ayırmadan) Biri doğal, sarı rengine ve içindeki tanelere bakılırsa kavun ya da limon gibi bir maddeyle harmanlanmış. Kırmızı ve  mavi olanlar fabrikasyon ve kimyasal. Beyaz olanların ikisi fabrikasyon, biri ise doğal, ancak aroması hakkında bir fikrim yok...
Dakikalardır aklından geçenlerin, bir "tık" ile dökülüşü ne keyifliydi...
Masaya tekrar bakma gereği duymadan tüm mumları sayması...
.  .  .  .
Defalarca söylediğim gibi, sevgili edilgen ruhlar; itaat ettiğiniz ruhun zevkini vucudunuza verdiği acıda aramayın..
İşte zevk, esas zevk, bu "an" larda gizli...
. . . .
- Renkli mumların, beyaz mumlara oranla daha çok acıtmasının sebebi ne olabilir sence?...
-- Da.. daha fazla mı acıtıyor?...
(Voila!)
- Evet evet.. Beyaz mumlar, hafif bir ürperme ve sıcaklık bırakır. Ama renkli mumlar.... Değdiği yeri kemiğini sızlatana kadar yakmadan donmazlar...
-- Ooo.. Ooov... Kemiğime kadar?.. Mum?...
- Evet, kemiğine kadar...
Öylesine irkilmişti ki, başını çevirdi, yeniden mumlara göz attı..
Çoğu renkliydi...
Ama renksiz mumları tercih ettiğimi söylemiştim..
Acaba renksiz olanları mı "kullanacaktım"?..
Acaba kullanacak mıydım?...
Acaba herhangi birşey yapacak mıydım?...
...
Başını usulca öne eğdi.
O an ne bana, ne de mumlara bakıyordu...
Omuzundaki elimle saçlarını okşadım ve ayağa kalktım.
Salon çok büyük değildi. Ancak halısı, ondan daha küçüktü ve ortalıkta yeterince geniş bir "çıplaklık" vardı.
Çenesinden usulca tutarak başını yukarı kaldırdım. Gözlerime bakarken, çenesini yukarı kaldırmaya devam ediyordum.
Ritmi bozmadan ayağa kalktı...
Elimi çenesinden çekmeden halının kenarına getirdim ve "Soyun." dedim..
.  .  .  .
Bu ahenk, çok karmaşık bir şey...
Soyunurken gözlerini bir an bile benden ayırmadı. Yavaş ve sakin hareketlerle üzerini çıkarıyordu...
Soyunduğu esnada mumlara da bakabilirdi. Gözlerini mumlardan ayırmayabilirdi.
Ya da başını öne eğebilirdi.
Ama hayır. Bunlar değil...
Ne onun ihtiyacı olan, ne de benim istediğim bunlar değil...
O'nun istediği "Kendimi senin ellerine teslim ediyorum. İstiyorsun ve yapıyorum. Bana asla -zarar- vermeyeceğini biliyorum." demek...
Benim istediğim ise, bunu satır satır gözlerinde okumak...
Ve olan işte tam da buydu.
Ruhunu gözlerinde satır satır okurken, karşımda çırılçıplaktı...
"Yere sırtüstü uzan." dedim.
Usulca uzandı.
Masaya doğru yöneldim. Mumların hepsini alıp, başucuna koydum.
Bir sandalyeyi yanına çekerek oturdum.
Sigara içmediğim halde, bir anı sayesinde sahip olduğum o sevgili zippo çakmağımı yakıp söndürüyordum..
O ise öylece uzanmış, morgdaki bir ceset kadar hareketsiz yatıyordu..
"Vanilya... Vanilyalı bu beyaz olan." dedi..
Yere uzanıp bir mum seçmek için hamle yaptım.
Gözleri mumlardaydı..
Hangisini seçecektim? Renkli olanları mı?..
. . . .
Vanilya...
Orta kalınlıkta olan vanilya kokulu mumu aldım..
"Ne çok konuşuyorsun sen öyle.."
Elimle çenesini hafifçe aşağı itip, mumu ağzına doğru bastırdım.
Ağzını fazlaca zorlamadan aldı mumu ağzına.
"Vanilyalı dondurma kadar lezzetli olmasa da, misafire birşeyler ikram etmeli değil mi?" dedim..
Başını onaylayarak salladı.
Dili ile itecek olsa, mumu ağzından çıkarabilirdi. Hatta mumun büyük kısmı dışarıda olduğu için, mum kendi ağırlığı ve kayganlığı ile ağzından çıkmaya hazırdı. Bu yüzden, dudakları ile mumu sımsıkı çevrelemek durumunda kalmıştı...
Ağzından düşürmemesi gereken bir mum ile, çırılçıplak, soğuk parkelerin üzerinde uzanıyordu...
. . . .
Mumlara tekrar uzandım.
Başını yana doğru fazla eğemiyordu. Zira ağzındaki mum, düşmeye fazlaca meyilli idi...
Beyaz.
Standart, fabrikasyon, ince, beyaz mumlardan birini elime aldım.
Çakmağımla ucunu yaktıktan sonra, mumu izlemeye başladım.
Muma bakıyordu...
Biraz alevlendikten sonra, yanlara doğru erimeye başladı.
Mumu yatay konuma getirdim.
Parkelerin üzerine bir damla düştü.
İki.. üç.. dört...
Akarcasına damlıyordu..
Ucunu biraz kaldırdım.
Daha yavaş damlıyor...
Damlalar aynı fasıla ile, ne çok hızlı, ne de çok yavaş düşüyor yere...
Vücuduna doğru yaklaşıyorum..
Göğüs kafesi hızlanıyor. Nefes alışları ile, göbeği adeta dans ediyor...
Elinin hemen başlangıcına, teninden belki 1 cm uzağa damlalar ardı ardına düşüyor..
Bekliyor...
Gerçekten acıtmayacak mı acaba?
Acaba doğruyu mu söyledim ona?..
Bilmiyor..
Tek bildiği, damlayan bir muma 1 cm uzakta çırılçıplak uzandığı...
Sol serçe parmağının tırnağına bir damla damlatıyorum.
Ufak bir irkilme...
Gözlerini tavana dikmiş, "acı" yı hissetmeye çalışıyor...
Serçe parmağının üzerine bir damla..
Sol elinin üzerine bir damla...
Koluna..
Bir damla daha..
Bir daha..
Bir daha...
İrkilmiyor..
Acımıyor..
Hatta, sanki bir "ağrı kesici" gibi, ruhunun işkencesini kesiyor her damla...
Bu muydu?..
Bunca hazırlık....
Hayır yani, soyunmama bile değmedi... Der gibi..
Öyle ya, doldururken sıçrayan bir damla çay bile çok daha fazla acı çektirmiştir muhtemelen...
Kolundan omuzuna..
Göğüs kafesine..
Yavaşça aşağılara...
Göbeğine...
Aynı noktaya birkaç damla üst üste..
Ufak bir irkilme..
Ama hayır, acımıyor..
Evet evet, demek ki mum acıtmayan birşey...
.  .  .  .
Damlalar üst üste göbeğinin üzerine damlarken, gözlerim gözlerine kenetli, oturduğum sandalyeden kalktım.
Yaklaşıp yüzüne doğru eğildim;
"Bu kadar kolay mı sence?"
Odaya girdiği andaki bakış...
Sandalyeye oturdum.
Mumu tutan elim yavaşça vücuduna yaklaşıyor..
Yavaş yavaş...
Santim santim yakınlaşıyor...
Ters giden birşeyler var...
Bu mum... daha sıcak...
Daha...
Daha da sıcak...
Yüksekliğin etkisi ile soğuyan mum, artık buna fırsat bulamadan tenine ulaşıyor...
Her saniye biraz daha yaklaşıyor, her yaklaşmada mesafe biraz daha azalıyor...
Ve oryantal yeniden başladı.
Hem yaşananların heyecanı, hem de her damlanın verdiği irkilme ile, göbeği yukarı aşağı hareket ediyordu..
Ağzı doluydu, burnundan nefes almak durumundaydı..
Ama yetmiyordu...
Daha fazlasına, daha fazlasına ihtiyaç duyuyordu. Sanki aldığı her nefesle, damlayan mumu soğutacağını düşünürcesine sık nefes alıp veriyordu.
Bu, hissettiği sıcaklığı azaltıyor muydu? Sanmıyorum...
"Belli bir noktaya kadar" yaklaşıp elimi sabitledim.
Mumun acıttığı belliydi. Ancak, üst üste o kadar çok damla düşmüştü ki, donan mumların oluşturduğu tabaka  yüzünden pek de fazla "acımadığı" ortadaydı..
Elimdeki mumu o noktadan uzaklaştırmamın ardından, göbeğine düşen ilk damla ile birlikte, ağzından ani bir "uğultu" çıktı.
Göbeğini, tüm iç organları boşaltılmışcasına içeri çekerek inledi.
Evet, bu acımıştı...
Elleri iki yanda vücuduna yapışıktı.
Keşke yerde bir halı olsaydı..
Bir kilim, bir yatak, hatta sadece bir çarşaf...
Ellerine dolayıp çekebileceği, tutunabileceği herhangi birşey..
Ancak cilalı ahşap buna müsaade etmiyordu..
Tırnaklarını baldırına geçirmekle yetinebiliyordu, hepsi bu...
Mum hareket ediyordu...
Mum tüm tenini dolaşıyordu..
O sıcak, yakıcı damlaları vücudunun her karesinde hissediyordu.
Damlalar ardı ardına öyle hızlı düşüyordu ki, birinin acısını yenemeden bir diğeri, bir başkası damlıyordu..
Öyle sık, öyle çok, öyle stresle nefes alıyordu ki, artık nefes almaktan dahi yorulduğunu görmek hiç zor değildi..
Durdum.
Mumu kaldırdım.
Gözlerine bakarak, "Mumu benim için tutar mısın?" dedim...
Yavaş hareketlerle başını sallayarak onayladı.
Bana yakın olan elini açarak, avucuna koydum ve parmaklarını kapatarak kavramasını sağladım.
Mum, sol elinde, parmaklarının arasında dik duruyordu ve damlalar usulca aşağı, eline doğru akıyordu.
Vücudundan biraz uzakta elini sabit bir şekilde yere yasladı ve hareketsizce tutmaya devam etti...
Mumlara doğru yöneldim...
Şimdi ne olacaktı?...
"Hafif bir ürperme ve sıcaklık" bırakan o beyaz mumlar bu etkiyi yaratıyorsa, renklilerin şiddeti ne olacaktı?..
.  .  .  .
Ya renkli mumu alırsa?...
Gözlerinden sayfalar dolusu düşünce akıyordu...
O an, avucunda tuttuğu akıp giden bir mumla ve ağzındaki mum kadar donuk bir şekilde bir sonraki hareketimi bekliyordu...
Ama ne olacaktı?...

10 yorum:

  1. Bir yandan "Bu kadar beklemeye değiyor," dedirtirken, diğer yandan "Keşke bu kadar bekletmese," serzenişini beraberinde getirdi yazı.

    Renkli mum - beyaz mum ve acı oranlarıyla ilgili kısma takıldım, ve az çok mumlarla iç içe olan, zamanında mum yapımına heves etmiş ama pratiğe dökme konusunda yetersiz kalmış biri olarak birkaç şey söylemek istedim. Mum yapımının temel maddelerinden biri parafin. Petrol bazlı, türüne göre farklı oranlarda yağ içeren bir madde. Fabrikasyon mumların tamamında kullanılır. Doğal mumlarda ise ana madde balmumu. Beyaz mum ve renkli mum kıyasından çok, fabrikasyon mum ve doğal mumun yakıcılıklarını daha kolay karşılaştırabileceğimiz düşüncesindeyim. Parafin, petrol bazlı oluşu ve içerdiği yağ nedeniyle kolay sönmeyen, kolay soğumayan, üzerine su dökülse bile yanıcılığını sürdürebilen bir madde. Balmumu için aynı şeyi söylemek zor. Bu yüzden fabrikasyon mum güzel yanar. Güzel yakar. Parafin derin derin acıtır. Acıtmadan soğumaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yorumunuz için teşekkür ederim.

      Kesinlikle hemfikiriz. Aslında, bu noktada "üçümüz" de hemfikiriz, zira kendisi ilerleyen dakikalarda bizzat "tecrübe ederek" konuya vakıf oldu.

      Sil
  2. Güzel yazı, çok hoş detaylara yer veriyorsunuz. Devamını bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Devamı gelecek..

      Sil
  3. blogu takip eden submissive'lerin acı çekmeleri için mi böyle seyrek yazıyorsunuz bilmiyorum ki? eğer öyleyse, en azından kendi adıma, başarılı olduğunuzu söylemek isterim. öyle değilse dahi (ki değildir muhakkak =)) her gün burayı kontrol edince yaşadığım hayal kırıklığı fena bir şey değil. kastınız/bilginiz olmasa da, her gün süngümü düşürdüğünüz için teşekkür etmek isterim =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haberim olmayan bu "dolaylı işkence" bana ziyadesi ile keyif verdi. :]

      Yazmak için zaman sıkıntısı çektiğim bir dönemdeyim. Ancak mümkün olduğunca kısa sürede yazmaya devam etmeyi planlıyorum.

      Böyle olumlu geri dönüşler ise, yazamadığım bu dönemimde beni fazlaca keyiflendiriyor.

      Güzel yorumun için teşekkür ederim "Adsız".

      Sil
    2. lütfen yazın artık =)

      bu kadar "dolaylı işkence" kafi...

      ... mi? =)

      Sil
    3. lütfen yazın artık.

      bu kadar "dolaylı işkence kafi...

      ... mi? =)

      Sil
    4. Yazacağım.. Yazacağım... :)

      Sil
  4. mumlar.. gıcık şeyler..

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...