6 Mayıs 2012 Pazar

Sahtekarlık Maharet İster



"Kötüler atik, iyiler pısırıktır.Etrafınıza bakın,en heyecan verici, en eğlenceli insanlar hep sahtekarlardır. Çünkü sahtekar sempatik olmak zorundadır. İyinin böyle bir mecburiyeti yoktur. İyi sıkıcıdır. Kadınlar “iyiler” e değil, güvenilmez erkeklere aşık olur. Bu yüzden zaten aşk denen altüst oluşla ancak bir üçkağıtçı başa çıkabilir.

Aşkın tadını çıkaramaz iyiler. Onlar sarılıp sessiz bir uzanmayı aşk zanneder. Tekdüzedirler. Yavaştırlar. Kadınlar da dertlerini onlarla paylaşır ama gidip bir güvenilmezle sevişirler. Tutku kötülerin işidir. Sessiz ve efendi bir insan cümlesiyle tanımlanan bir iyilik kolaydır. Sahtekârlık daha zordur, maharet ister...
"

Buraya kadar Yılmaz ERDOĞAN'a ait..

Bundan sonrası ise bana;


Bu bir bakış açısı...

Hepimiz hem iyi, hem de kötü insanlarız aslında..

Hayatımızın hangi döneminde hangisi olmak istersek o oluruz ve ancak hak ettiğimiz muameleyi görürüz.

Kimileri doğuştan "iyi" biridir.. Daha durağan, çalkantıdan uzak, öngörülebilir ve "tutarlı" bir hayatı benimsemiştir.

Her zaman "iyi" biri konumunda olduğundan mütevellit, karşısına hiçbir zaman "kötü" insan tipi çıkmaz. Zira “kötü” zat, bu kişide aradığını bulamayacaktır. Bir nevi oto-korunma mekanizması ile, malum şahıs hep "iyi" biri olarak kalır.

Kimi hayatının bir döneminde "kötü" biri olmayı seçer. Arz-talep ilişkisinin doğası gereği de karşısına hep "kötü" insanlar çıkar.

. . . .

Sonra bu kişi durulur.. Yaşadıklarını hak etmediğni "zanneder".

Tutarlı davranmaya, sakin, öngörülebilir ilişkiler kurmaya başlar. 

Artık "iyi" biri olur. Ve tabi acımasız piyasa koşulları gereği, artık "kötü" insanlardan talep görmemeye başlar...

Karşısına çıkanlar hep "iyi" tiplerdir. Yaptığı seçimi tartar, içinde bulunduğu durumdan ve karşısına çıkanlardan ne derece hoşnut olduğunu değerlendirir. Sonuçta mutluysa, bu seçimine ayak uydurur ve mutlu mesut hayatına bu şekilde devam eder.

. . . .
 

Fakat kimileri vardır ki, işler o kadar yolunda gitmez...
 
Vakt-i zamanında “kötü” biriyken, birden değişmek ister.
 
Ben “iyi” biriyim der. "İyi” biriyim diye tutturur...
 
Fakat halen "kötü" tiplerin peşindedir. Dili “iyilik” dese de, ruhu halen sıradışılığın, heyecanın, öngörülemeyenin peşindedir.

"İyi" diye yaftaladığı ruhu, peşinde koştuğu "kötülerin" gazabına uğradığında ise yakınmaya başlar;

İnsanlar hain!
 
İnsanlar kalleş!
 
İnsanlar alçak!..

. . . 
Ne münasebet?
 
Asıl alçak, asıl yalancı sensin.. Hem de bırak başkasına yalan söylemeyi, bizzat kendine yalan söyleyecek, kendi ruhunu kandırabilecek kadar alçaksın!..

Şimdi suçlu kim? 


"İnsanlar" mı? 

Yoksa bizzat SEN misin?



6 yorum:

  1. Yılmaz Erdoğan'ın söyledikleri kesinlikle doğru. Ama bence sadece kadınlar için geçerli değil. Erkekler de iyi kızları ya kardeş ya dost olarak görmüyor mu eninde sonunda? Ya da iyi diye sınırlandırmayalım. Kafa kızları diyelim. Dertlerini anlatıp içlerini boşaltıp, onları köpek gibi süründüren hatunlarına geri dönüyorlar. Malesef çok gördüm. Çok dinledim.

    İnsanlar, birbirlerinin ufak oyunlarına kanmayı seviyorlar bence. Gözleri tamamen kapalı, yalanlara kalbiyle inanmayı bekleyenler çok bence.

    **

    Ben her zaman insanların için sadece iyi ve kötü değil her türlü hissin bulunduğunu savunmuşumdur. İylik veya kötülük göreceli kaçabiliyor bazen. Ama dediğin gibi insan ne olmak isterse o oluyor. Nasıl görünmek isterse, nasıl davranılmak isterse o oluyor. Ötesi yok.

    YanıtlaSil
  2. Sevgili HY, yazımın başında bir kadın figürü kullanmış olduğum için bu yanlış anlaşılma ortaya çıktı sanırım.

    Elbette "kötü" sıfatı sadece erkeklere yüklenemez. "Kötü" kadınlar, hatta kimi erkeklere kıyasla çok, çok daha "kötü" kadınlar da var. Temelde aynı noktayı savunuyoruz.

    Yorumun için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  3. Açıkçacı ben hiçbir zaman bir insanın tamamen iyi ya da tamamen kötü olduğunu düşünmemişimdir. Sürekli ruh hali değişip iyi ile kötü arasında sıkışıp kalmış olan insanlar hariç her insanın içinde biraz iyilik ve kötülük vardır. Kişinin karakterinde iyi öne çıktığı için o kişi iyi olarak adlandırılıyor olabilir ama bu onun iyi olduğunu anlamına gelmiyor. Onlarında kötülük yaptığı zamnlar oluyor hatta bundan çok da zevk aldıklarını söyleyebilirim. Belli etmemeye çalışsalarda o içlerinde ki kötüyü yaramaz bir çocuk gibi görüp fazlaca beğeniyorlar bence. Onların değimiyle "şeytan dürtüyor."Bana kalırsa bu içlerinde ki bastırılmış kötülük. Eline sağlık Kalem

    YanıtlaSil
  4. Teşekkür ederim BGO.

    "İyi" ve "Kötü" kavramı üzerinde bu kadar durduğumuz bir başlıkta, şu anektodu paylaşmam gerektiğini düşünüyorum;


    Bir üniversite profesörü öğrencilerine şu soruyu sorar;
    -Var olan her şeyi Tanrı mı yarattı?

    Cesur bir öğrenci ayağa kalkar ve cevaplar;
    -Evet, her şeyi Tanrı yarattı!

    Profesör sorusunu yineler ve öğrenci yine evet efendim diye cevaplar.
    Profesör devam eder;
    -Eğer her şeyi yaratan Tanrı ise ve şeytan var olduğuna göre şeytanı da Tanrı yaratmış olur ve çalışmalarımızda uyguladığımız kesinleştirme prensibine göre de Tanrı şeytandır.

    Öğrenci böyle bir önerme karşısında şaşırır ve yerine oturur.

    Profesör ise öğrencilerine bir kez daha Tanrı'nın içindeki kaderin bir efsane olduğunu kanıtlamaktan ötürü oldukça mutludur.

    Bu arada bir öğrenci ayağa kalkar ve;
    -Bir soru sorabilir miyim profesör? der.

    Profesörde sorabileceğini söyler.
    Öğrenci ayağa kalkar ve soğuk var mıdır? diye sorar.
    Profesör; Nasıl bir soru bu böyle, tabi ki vardır diye cevaplar. Sen hiç soğuktan üşümedin mi?

    Öğrenci;
    -Aslında, fizik yasalarına göre soğuk yoktur; yasamda/realitede biz soğuğu sıcaklığın yokluğu olarak düşünürüz. Herkes veya nesneler o enerji oradaysa veya bir şekilde enerji iletiyorsa onu deneyimler. Örneğin, Absolute 0 (-460 derece F) sıcaklığın kesin yokluğudur (hiç olmadığı seviyedir). Tüm maddelerin bu seviyede reaksiyon verme özellikleri bozulur ve değişir. Soğuk yoktur, o yalnızca sıcaklığın yokluğunda duyumsadıklarımızı tarif etmek için yarattığımız bir kelimedir der ve devam eder,

    - Profesör, karanlık var mıdır?

    Profesör;
    -Tabiî ki vardır.

    Öğrenci cevaplar;
    -Korkarım gene yanılıyorsunuz efendim. Çünkü karanlık ta yoktur. Yasamda/realitede karanlık ışığın yokluğudur. Biz ışık üzerinde çalışabiliriz ama karanlığı çalışamayız. Gerçekte, biz Newton'un prizmasını kullanarak beyaz ışığı kırar ve renklerin çeşitli dalga uzunlukları üzerinde çalışabiliriz. Ama karanlığı ölçemeyiz. Bir basit ışık ışını karanlık bir mekânı aydınlatarak karanlığı kırmış olur yani karanlığı geçersiz kılar. Siz belli bir mekânın/uzayın ne kadar karanlık olduğundan nasıl emin olursunuz? Işığın miktarını ölçersiniz! Bu doğrudur değil mi? Karanlık insanlık tarafından, ışığın olmadığı yer/mekân için kullanılan bir kelimedir.

    Son olarak öğrenci profesöre gene sorar;
    -Efendim şeytan var mıdır?

    Bu kez profesör pek emin olamamakla birlikte cevaplar;
    -Tabiî ki, açıkladığım gibi, biz onu her gün, her yerde onu görürüz. Şeytan/kötülük bir kişinin başka bir kişiye her gün sergilediği insaniyetsizliğinin bir örneğidir. O, dünyadaki işlenmiş tüm suçlarda, şiddette yer alır. Bunların tümü şeytanın kendisinden başka bir şey de değildir. Der.

    Öğrenci devam eder;
    -Şeytan yoktur efendim. Yani o kendi başına yoktur. Şeytan basit olarak Tanrının yokluğudur. O aynen karanlık ve soğuk ta olduğu gibi insanin tanrının yokluğunu tarif etmek üzere yarattığı bir kelimeden ibarettir. Tanrı şeytanı yaratmadı. Şeytan/kötülük insanin tanrısal sevgiyi yüreğinde duyumsamadığı zaman deneyimlediklerinin bir sonucudur. O aynen sıcaklığın olmadığı yere gelen soğuk ya da ışığın olmadığı yere gelen karanlık gibidir.

    Profesör yerine oturur.


    Genç öğrencinin adı Albert Einstein’dır.

    YanıtlaSil
  5. Bu Einstein hikayesi çok iyi.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...